Ahırlı şehir merkezine 8 kilometre mesafe bulunan Kuruçay’da, büyük bir kısmı emekli olan 50 yaş üzeri kişilerden oluşan yaklaşık 40 hane bulunur. Kuruçay’a girdiğinizde içinizi tuhaf bir burukluk ve tarifsiz bir acı saracaktır. Günümüzde yerleşimdeki birçok yapının terk edildiği sokaklarda çocuk seslerinin pek yankılanmıyor olması hayli etkileyicidir. Artık bu yerleşimde harmanlarda ve meydanlarda top oynayan gençleri bulmak pek mümkün değildir. Belki mahalle aralarında evlerin duvarlarına dayanmış tespih çeken, köşe başında muhabbet eden birkaç yaşlıyı görebilirsiniz.
Maalesef ki, yerleşimin ortasındaki yanı başına yenisi yapılınca terk edilmiş olan caminin son zamanlardaki hali de oldukça içler acısıdır. Moloz taş duvardan düz toprak dam üzerine kırma çatılı olarak yapılmış, ahşap direkli ve ahşap tavanlı caminin günümüze intikal etmiş herhangi bir kitabesi bulunmamaktadır. Ancak yapının duvar ve ahşap bölümlerinde yazılı notlardan 1900-1901 yıllarında Sultan II. Abdülhamit dönemlerinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Caminin bugün perişan ve yıkık durumunda bulunan ahşap bölümleri, minberi ve mihrabı ile süslemeleri incelendiğinde Konya’daki benzer örneklerinden yola çıkılarak, bu mahzun yapının Osmanlı son dönemi eseri olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Kuruçay sokaklarında adımlarken geçmişe dair nice hikâyelerin izlerini görür, tarihî yapıların acı çığlıklarını duyarsınız. Ancak bunlar arasında en acısı artık ölüm döşeğinde son nefesini vermekte olan Sultan II. Abdulhamit dönemine ait eski caminin çığlığı olacaktır. Kim bilir kimlerin imamın arkasında el bağlayıp namaz kıldığı bu camide müezzinin davudi ezan seslerinin yerini yıkıldı yıkılacak ahşap direkleri ve minberinin gözyaşı misali gıcırtıları almış, vaaz kürsüsünden dünyaya haykırılan öğütler de yerini vicdanları yaralayan derin çığlıklara bırakmıştır.


